Cezasının tamamını çektikten sonra adam hapisten çıktı ve doğruca nişanlısının mezarına koştu. Ama tam mezar taşına eğildiği anda arkasından bir çocuk sesi duydu: «O burada değil, ama nerede olduğunu biliyorum…»

Aleksey, hayatının altüst olduğu o günü asla unutmamıştı. Sadece yirmi beş yaşındaydı. Gelecek hayalleriyle doluydu. Çocukluk aşkı Anna ile evlenmeye hazırlanıyordu. Anna onun her şeyiydi: umudu, evi, ışığı.

Ancak trajik bir gece her şeyi yerle bir etti. Önemsiz bir tartışma, yanlış bir hamle ve ardından gelen trajedi. Aleksey istemeden bir insanın ölümüne sebep olmuş, mahkemede mahkum edilmişti.

İlk zamanlar Anna ona düzenli mektuplar yazıyordu. Bekleyeceğini söylüyordu. Sonra mektuplar azaldı ve bir gün tamamen kesildi. Aylar sonra, Anna’nın bir trafik kazasında hayatını kaybettiği haberi geldi.

Hapishanede geçen yıllar Aleksey için bir anlam ifade etmiyordu. O sadece yaşıyordu; ya da daha doğrusu, hayatta kalıyordu. Onu ayakta tutan tek şey, bir gün özgürlüğüne kavuştuğunda Anna’nın mezarına gidip, önünde diz çökerek her şeyi anlatacağına dair kendine verdiği sözdü.

O gün geldiğinde, hiç vakit kaybetmeden mezarlığa gitti.

Şehir değişmişti. Yabancılaşmış, soğuk bir yer haline gelmişti. Ama eski mezarlık, zamana karşı dimdik duruyordu: sessiz, ağır ve anılarla dolu.

Aleksey, Anna’nın adının yazılı olduğu mütevazı mezarı buldu. Eskimiş taş, solmuş çiçekler ve yağmurla aşınmış yazılar… Ellerini buz gibi taşa koyarak diz çöktü.

İşte o anda, arkasından bir çocuk sesi geldi:

— O burada değil. Ama nerede olduğunu biliyorum.

Aleksey irkilerek arkasını döndü. Karşısında sekiz yaşlarında, eski bir palto giymiş bir çocuk duruyordu. Gözlerinde yaşına hiç uymayan derin bir ciddiyet vardı.

— Ne dedin? — diye fısıldadı Aleksey.

— Benimle gel, — dedi çocuk.

Ve hiçbir açıklama yapmadan mezarlığın içlerine doğru yürümeye başladı. Aleksey, kalbinde büyüyen bir huzursuzlukla onu takip etti.

Çocuk, unutulmuş, yabani otlarla kaplı mezarların arasından geçerek ilerledi. Etraf sessizdi; sadece rüzgarın hafif uğultusu duyuluyordu.

Sonunda çocuk durdu. Eliyle yerde neredeyse tamamen kaybolmuş bir mezar taşını işaret etti.

— İşte burada.

Aleksey diz çökerek taşın üzerindeki yosunları temizledi. Zorlukla okunan yazılar arasında Anna’nın adını gördü.

Başını kaldırdığında, çocuk ortadan kaybolmuştu. Etrafta sadece sessizlik ve rüzgar kalmıştı.

İnkar Edilemeyen Bir Gerçek

Ertesi gün Aleksey, belediyeye giderek araştırma yaptı. Öğrendiği şey yüreğini bir kez daha burktu: Anna’nın mezar yeri için ödeme yapılmadığı için kemikleri eski, unutulmuş mezarlığın köhne bir köşesine taşınmıştı.

Peki ya o çocuk?

Bazı yaşlılar, mezarlıkta zaman zaman «küçük bekçi» olarak anılan bir çocuğun ruhunu gördüklerini söylüyorlardı. Kaybolanlara yollarını gösteren bir ruh…

Aleksey artık cevap aramıyordu. O olanı kalbinin derinliklerinde kabul etmişti: Birisi ona yol göstermişti.

Yeni Bir Başlangıç

O günden sonra Aleksey’in hayatı değişti. Mezarlıkta gönüllü olarak çalışmaya başladı: unutulmuş mezarları temizledi, eski taşları onardı, terkedilmiş mezarlara çiçekler dikti.

Her kaldırdığı taş, her diktiği çiçek, Anna’ya ve ona doğru yolu gösteren o gizemli çocuğa bir teşekkürdü.

Bazen, sabah sisinde mezar taşlarının arasında koşan küçük bir silüet gördüğünü sanıyordu. Aleksey sadece gülümsüyordu.

Çünkü biliyordu:

Bazen hayatın en karanlık anlarında, görünmeyen rehberler bize yolu gösterir. Ve bazen, bu rehberler bu dünyadan değildir.

Cezasının tamamını çektikten sonra adam hapisten çıktı ve doğruca nişanlısının mezarına koştu. Ama tam mezar taşına eğildiği anda arkasından bir çocuk sesi duydu: «O burada değil, ama nerede olduğunu biliyorum…»: 1 комментарий

Добавить комментарий

Ваш адрес email не будет опубликован. Обязательные поля помечены *